Kapıda bekleyen hastalık: Alzheimer

Tüm dünyada 44 milyon alzheimer hastası bulunuyor. Ülkemizde ise 350 bin civarında. Türkiye İstatistik Kurumu 2014 verilerine göre son dönemdeki artış sürerse 2050’de hasta sayısının tüm dünyada 135 milyona çıkması bekleniyor.

Annenizle sabah konuşmanıza rağmen sizi gün içerisinde tekrar tekrar arıyor ve neden onu aramadığınızı mı şikâyet ediyor, ya da 65 yaşını geride bırakmış babanız bir torunu olduğunun farkında bile değil mi? Anne-babanız ya da eşiniz Alzheimer’ın esiri olmuş olabilir. Tek belirtisi unutkanlık gibi görünse de Science Translational Medicine dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre uyku problemleri de Alzheimer’ın habercisi olabiliyor. Beyin hücrelerinin yıkımı olarak tanımlanan Alzheimer hastalığı ilk olarak bellek bölümünü yani yıllarca biriktirilen anıları yok ediyor. Tehlikeden korunmak için ise zihinsel ve fiziksel aktivitelerin önemi büyük. Bunların içerisinde de en önemlisi yeni bir dil öğrenmek. Binlerce kişiyi tehdit eden bu hastalığı Esenyurt Üniversitesi İç Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç.​ Dr. Mustafa Nafiz Karagözoğlu ile konuştuk.

Yaş ilerledikçe risk artıyor

Genel olarak, eğer ebeveynlerden biri bu hastalığı yaşamışsa, yakalanma olasılığının yüksek olduğunu belirten Karagözoğlu, “Yaş arttıkça ​Alzheimer’a yakalanma olasılığı fazla. Özellikle 65 yaşın üzerinde görülme sıklığı giderek artıyor” diyor. Kesin tedavisi mümkün olmayan hastalığın nedeni tam olarak bilinmese de bir takım risk oluşturan durumları Karagözoğlu şöyle sıralıyor: “Yaş, geçmişten gelen depresyon, damar hastalıkları, geçmişte yaşanan ciddi kafa yaralanmaları ve düşük eğitim düzeyi.”

Nasıl davranmalı?

Alzheimer hastalığı kişide bir yandan bellek, dikkat, dil gibi işlevlerde bozulmaya yol açarken diğer yandan da kişinin kendisiyle ve etrafıyla ilgili algısını bozup davranış bozuklukları için zemin oluşturabiliyor. Bu durumda hasta yaşananları aklında tutamıyor, ve derdini tam anlatamıyor. Diğer yandan da kendi davranışlarını değerlendiremiyor. Çoğu zaman da onları normal kabul ediyor. Bu bakımdan Alzheimer hastası yakınının iletişim kurarken bilmesi gerekenleri Karagözoğlu şöyle sıralıyor:
Anlayışlı olun ve tartışmayın!

Hastanız 1958 yılında olduğunu ya da sizin onun annesi olduğunu ileri sürebilir. Siz ona 2015yılında olduğumuzu ve annesinin de uzun bir süre önce öldüğünü söylemeye kalktığınızda, üzülecek ya da söylediklerinde ısrarcı olacak ve sizin neden ona böyle söylediğinizi anlamayarak belki de kızacak. Her iki durumda da hastayla iletişim başarısız olacak. Alzheimer hastalığında kayıt zorluğu olduğundan siz ona doğruları söylemiş olsanız da o bunları aklında tutamayacak. Bu bakımdan hastanın yanlışlarının düzeltilmesi ve bunlar üzerinden hastayla tartışmanın bir yararı yok.

Yapmaktan hoşlanmadığı şeyler konusunda zorlamayın!

Çoğu hasta yakını bulmaca çözmenin yararlı olacağını düşünerek hastalarını saatler boyu bulmaca için zorlayabiliyor. Bulmaca çözmenin ispatlanmış bir yararı ve mantıksal dayanağı yok. Bu bakımdan bu zamanını dışarıda ya da evin içinde müzik dinleyerek geçirmesi daha uyarıcı olur.

Zamanı dile getirmeden konuşun!

Eğer o eskilerden bugünmüş gibi söz ediyorsa onunla o konuşmanın içine girerek sürdürün.

SATI KILIÇER

Kaynak: MeydanGazetesi.com.tr